bir parça yaşam: Kapı önü sohbeti

12.05.14

Metroya doğru ikisi de ayakları yere basmadan yol aldı. Ada hala metroya binip eve gideceğini, Ali’nin de meydandan otobüse bineceğini düşünüyordu aslında. Fakat natürel ama böyle olmadı. Ali, Ada’yı eve kadar bırakacaktı.

Taksim metrosu

Ada artık ona sunulanı yaşıyor, sesini çıkarmıyordu. Hırçın ve inatçı yanını bu gecelik rafa kaldırmıştı. Birlikte bindiler metroya, el ele. Metroda da müzik devam ediyordu. Bir adam elinde akordeon bir çalıyor, bir söylüyordu.

Sesi fazla içliydi adamın. Ne söylediğinin farkında olan bile değildi aslında ikisi de. Anın büyüsüne kapılmış giderlerken bodoslama bir duvara çarpmış gibilerdi şimdi. Acı az daha gelip göğüslerine çöreklenmişti.

Neden sonra Levent durağına vardıklarını sinyâl eden sesle sıyrıldılar o dünyadan. Ada’nın gözünden en son çok sevdiği Frida Kahlo’nun acı yüklü hikayesi geçiyordu ve kendine geldiğinde ilk aklına gelen Ali’nin ne düşündüğü merakıydı.

Yol boyu uzanan yürüyüş

Metrodan çıktılar. Şayet azıcık önceki acı çöreklenmenin etkisi, belki de masaldan uyanıştır agnostik; Ada bu sefer elini vermedi Ali’ye. Artık aklı yavaş yavaş yerine geliyor, sarhoşluğundan uyanıyor gibiydi. Tüm düşünceleri beynine istila etmiş, işte yeniden kıpkırmızı kesilmişti. Ali bu hallerin korkulması gereken haller olduğunu anlayacak kadar tanımıştı Ada’yı. Sadece korktu.

Yol boyunca kırık dökük birkaç cümle kurdu ikisi de. Ali azıcık sonradan Ada’dan ayrılacak olmanın üzüntüsüne düşmüştü şimdiden. Ada da kendini benzer üzüntüye düşmediği konusunda ikna etmeye çabalıyor, içinde bir yerlerde kendisiyle savaşıyordu. Bu kadarı olamazdı. Sinan’a aleyhinde duyduğu o büyük aşkın üstüne doğrusu birisine bunları hissedecek olmak fazlasıyla ürkütücüydü.

İkisi de karşılıklı paydada buluştuğundan habersiz o yolu yürüdü. Yol bitti, eve vardılar…

Kapı önü sohbeti

Ada önce binanın kapısını açmak için oyalandı bir zaman. Fakat Ali hala onu öylece izliyor ve bir “İyi geceler, hoş bir şekilde kal Ada demiyordu”

Ada kapıyı açmadan Ali’ye dönüp “İyi geceler” dedi. Ali de “Sen gir içeri, ben o kadar giderim” diyebildi. Sadece beni gönderme diye yalvarmadığı kalmıştı güya. Ada aldırış etmedi, kapıyı açtı ve binadan içeri girdi. Hemencecik karşıdaki daire onun eviydi. Ali, eşikten içeri bir adım atacak cesaretini bulduğunda devamını getirdi ve Ada’nın kapıyı açmasını bekledi.

Ada bu sefer oyalanmadan kapıyı açtı. Bir an önce içeri girmek istedi. Ali ise bir kapı önü sohbetine çevirmişti bunu ve gitmemek için elinden geleni yapıyor, yani saçmalıyordu. Bir zaman Ada içeride, Ali dıştan arada kapının hudut olduğu bir sohbete koyuldular…

Bırak içeri gireyim Ada

Artık geç oluyordu, Ada sabahleyin erkenden işe gitmesi gerektiğini söyledi. Ali ise yavru bir edi masumiyetinde Ada’nın gözlerinin içine bakıyordu.

Sonra bir yiğitlik “Beni içeri al Ada” dedi. Ada önce afallasa da tez sıyrıldı karmaşasından. Lakin bu Ali’nin aniden onu öpüp içeri adım atmasına yetmişti.

Ali, “İstemiyorsan çıkayım, fakat lütfen bana git deme. Korkma benden, yalnızca sarıl. İstersen odanın bir köşesinden öylece sana bakayım, ama git deme n’olur” diyebildi bir solukta. Ada hiçbir şey demeden odasına dürüst yürüdü, Ali de ardından gitti.

Odaya girdiğinde şaşkınlık sırası Ali’deydi. Böyle bir genç kız odasıyla daha önce hiç karşılaşmamıştı. Bir zaman öylece bakakaldı…

Arkası yarın

Damla Karakuş

sizlere ojje.net farkıyla sunulmuştur

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir